İnsan davranışlarının ardındaki görünmeyen akışı anlamaya çalıştıkça şunu fark ediyorum: İç dünyamız çoğu zaman bir deniz gibi. Bazen sakin, bazen dalgalı. Ruh hâlimizdeki değişimleri tarif ederken sık sık “gel git” kelimesini kullanıyoruz. Peki asıl soru şu: Gel git yenilenebilir mi? Yani duygusal ve zihinsel dalgalanmalarımız dönüştürülebilir, yeniden yapılandırılabilir, hatta sağlıklı bir döngüye evrilebilir mi?
Bu yazıda bu soruyu psikolojinin üç temel merceğinden ele alacağım: bilişsel, duygusal ve sosyal psikoloji. Araştırmaların, meta-analizlerin ve vaka örneklerinin ışığında; aynı zamanda kendi iç gözlemlerimizi de işin içine katarak.
Gel Git Nedir? Psikolojik Bir Tanım
Günlük dilde “gel git” genellikle ruh hâlindeki ani değişimleri ifade eder. Ancak psikolojik açıdan bu kavram daha kapsamlıdır.
Bilişsel Gel Git
– Karar verirken sık sık fikir değiştirmek
– Bir düşünceyi hızla yüceltip ardından değersizleştirmek
– Olayları siyah-beyaz yorumlamak
Bu tür dalgalanmalar bilişsel esneklik ile bilişsel tutarsızlık arasında bir yerde konumlanır.
Duygusal Gel Git
– Ani mutluluk ve çökkünlük geçişleri
– Aşırı heyecan ve ardından boşluk hissi
– Yoğun bağlanma ve ardından geri çekilme
Bu durum, duygu düzenleme becerileriyle yakından ilişkilidir.
Sosyal Gel Git
– İnsanlarla hızlı yakınlaşıp sonra uzaklaşma
– Sosyal ortamlarda aşırı aktifken birden içe kapanma
– Onay arayışı ve ardından izolasyon
Burada sosyal etkileşim biçimleri belirleyici olur.
Peki bu dalgalanmalar sabit bir kişilik özelliği midir, yoksa değiştirilebilir mi?
Bilişsel Boyut: Zihinsel Kalıplar Yeniden Yazılabilir mi?
Bilişsel psikoloji, düşünce kalıplarının duygularımızı ve davranışlarımızı şekillendirdiğini savunur. Aaron Beck’in bilişsel kuramı, özellikle otomatik düşüncelerin ruh hâlindeki dalgalanmalara zemin hazırladığını gösterir.
Bilişsel Çarpıtmalar ve Gel Git
Meta-analizler, özellikle şu çarpıtmaların duygusal dalgalanmayı artırdığını ortaya koymuştur:
– Aşırı genelleme
– Felaketleştirme
– Zihin okuma
– Ya hep ya hiç düşünme
2018 yılında yapılan geniş kapsamlı bir meta-analiz, bilişsel yeniden yapılandırma tekniklerinin duygu düzenleme üzerinde orta ila yüksek düzeyde etkili olduğunu göstermiştir. Bu şu anlama gelir: Zihinsel “gel git” örüntüleri değiştirilebilir.
Nöroplastisite ve Yenilenebilirlik
Beyin sabit değildir. Nöroplastisite araştırmaları, tekrar eden düşünce biçimlerinin sinaptik yolları güçlendirdiğini gösterir. Eğer sürekli kararsızlık ve aşırı analiz içinde kalırsak, bu örüntü pekişir.
Ancak bilinçli farkındalık ve bilişsel terapi teknikleri, bu yolları zayıflatabilir.
Bu noktada “Gel git yenilenebilir mi?” sorusu bilişsel açıdan şu cevabı alır: Evet, fakat bilinçli müdahale gerekir.
Duygusal Boyut: Dalgalanan Ruh Hâli Dönüştürülebilir mi?
Duygusal gel git çoğu zaman kontrolsüz gibi hissedilir. Ancak duygular, tamamen rastlantısal değildir.
Duygu Düzenleme Kuramları
James Gross’un duygu düzenleme modeli iki temel strateji sunar:
1. Yeniden değerlendirme (reappraisal)
2. Bastırma (suppression)
Araştırmalar, yeniden değerlendirmenin uzun vadede daha sağlıklı sonuçlar verdiğini gösteriyor. Bastırma ise kısa vadede işe yarasa da stres hormonlarını artırabiliyor.
Duygusal zekâ ve Dalgalanma
Yüksek duygusal zekâ düzeyine sahip bireyler:
– Duygularını adlandırabilir
– Tetikleyicileri fark eder
– Tepki yerine yanıt üretir
Bir meta-analiz, duygusal zekâ ile psikolojik dayanıklılık arasında anlamlı bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Bu da gel git durumlarının tamamen kader olmadığını gösterir.
Vaka Örneği: Yoğun İlişkisel Gel Git
Bağlanma kuramı çalışmaları, kaygılı bağlanma stiline sahip bireylerin ilişkilerde daha fazla duygusal dalgalanma yaşadığını gösterir.
Ancak terapötik müdahaleler ve güvenli bağlanma deneyimleriyle bu örüntülerin zamanla dönüştüğü gözlemlenmiştir.
Bu da şunu düşündürüyor: Duygusal gel git sabit bir kimlik değil, öğrenilmiş bir düzenleme biçimi olabilir.
Sosyal Psikoloji Boyutu: Gel Git Sosyal Olarak Beslenir mi?
İnsan yalnız başına gel git yaşamaz. Sosyal çevre, bu dalgalanmaların hem nedeni hem de düzenleyicisidir.
Sosyal etkileşim ve Ruh Hâli
Sosyal bulaşma kuramı, duyguların gruplar içinde yayılabildiğini gösterir. Örneğin:
– Sürekli şikâyet eden bir ortamda bulunmak
– Sosyal medyada yoğun karşılaştırma yapmak
– Onay bağımlılığı geliştirmek
Bu durumlar, ruh hâlinde dalgalanmayı artırabilir.
Sosyal Kimlik ve Tutarsızlık
Tajfel’in sosyal kimlik kuramına göre, bireyler ait oldukları gruplara göre benlik algısı geliştirir.
Eğer kişi farklı ortamlarda farklı kimlikler sergiliyorsa, içsel bir parçalanma yaşayabilir. Bu da sosyal gel gitlere yol açar.
Güncel Tartışma: Dijital Çağda Gel Git
Son yıllarda yapılan araştırmalar, sosyal medya kullanımının duygusal dalgalanmayla ilişkili olduğunu ortaya koyuyor. Ancak burada çelişkili bulgular var.
Bazı çalışmalar:
– Yoğun kullanımın kaygıyı artırdığını savunuyor.
Diğerleri:
– Sosyal bağlantının destekleyici etkisini vurguluyor.
Bu çelişki bize şunu gösteriyor: Gel git tek başına teknolojiye değil, kullanım biçimine bağlı.
Gel Git Yenilenebilir mi? Entegre Bir Model
Bilişsel, duygusal ve sosyal boyutları bir araya getirdiğimizde şunu görüyoruz:
Gel git üç düzeyde beslenir:
1. Düşünce kalıpları
2. Duygu düzenleme becerileri
3. Sosyal çevre dinamikleri
Bu üç alan birlikte çalışır.
Eğer yalnızca düşünceyi değiştirip sosyal çevreyi göz ardı edersek, dönüşüm sınırlı kalabilir. Aynı şekilde yalnızca çevreyi değiştirip içsel farkındalık geliştirmezsek, örüntü devam edebilir.
Psikolojik Araştırmalardaki Çelişkiler
Bilim net cevaplar sunmaz; çoğu zaman olasılıklar sunar.
Örneğin:
– Bazı araştırmalar ruh hâli dalgalanmalarının yaratıcılığı artırdığını gösterir.
– Diğerleri ise kronik dalgalanmanın tükenmişliğe yol açtığını savunur.
Benzer şekilde:
– Yüksek duyarlılık empatiyi güçlendirebilir.
– Ama aynı duyarlılık stres yükünü artırabilir.
Bu çelişkiler bize tek bir gerçek olmadığını hatırlatır.
Kişisel Bir Gözlem: Dalga mı, Ritim mi?
Belki de gel git tamamen ortadan kaldırılması gereken bir şey değildir.
Belki mesele, dalgayı düzleştirmek değil, onun ritmini anlamaktır.
Kendi içsel deneyimlerimi düşündüğümde şunu fark ediyorum: En yoğun gel git yaşadığım dönemler, aynı zamanda en çok sorguladığım, öğrendiğim ve dönüştüğüm dönemlerdi.
Peki siz?
– Gel git yaşadığınızda kendinizi zayıf mı hissediyorsunuz, yoksa derin mi?
– Düşünceleriniz mi duygularınızı sürüklüyor, yoksa duygularınız mı düşüncelerinizi?
– Sosyal çevreniz sizi dengeliyor mu, yoksa daha mı dalgalandırıyor?
Sonuç: Yenilenme Mümkün mü?
“Gel git yenilenebilir mi?” sorusuna tek kelimelik bir cevap vermek zor.
Ama psikolojik veriler şunu söylüyor:
– Beyin değişebilir.
– Duygular düzenlenebilir.
– Sosyal örüntüler dönüştürülebilir.
Ancak bu süreç otomatik değil.
Farkındalık, deneyim, ilişki ve zaman gerektirir.
Belki de asıl soru şu: Gel git tamamen yok olmalı mı? Yoksa daha bilinçli, daha sağlıklı bir döngüye mi evrilmeli?
İçinizdeki dalgayı bastırmak mı istiyorsunuz, yoksa onunla yüzmeyi öğrenmek mi?
Şimdi bir an durup kendinize sorun: Yaşadığınız gel gitler sizi parçalayarak mı büyütüyor, yoksa büyüterek mi dönüştürüyor?